Bir Günlük Sayfasına Sığmayan Hisler
Laha’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Eşit muamele hakkı ne anlama gelir” konusunu sizin için araştırdık.
Kayseri’nin soğuk sabahlarından biriydi. Camın kenarına oturmuş, elimde yarısı dolmuş bir defterle dışarıyı izliyordum. Sokakta insanlar hızlı adımlarla işe, okula yetişmeye çalışıyordu. Ben ise kendi içimde daha yavaş, daha ağır bir şeyin peşindeydim.
O gün defterimin üstüne büyük harflerle şunu yazdım: “Eşit muamele hakkı ne anlama gelir?”
Cümleyi yazdıktan sonra kalem elimde asılı kaldı. Sanki soru sadece bir tanım değil de, yıllardır içimde bir yerde biriken kırgınlıkların kapısını açmıştı. İçimde garip bir sıkışma vardı; ne tam öfke ne tam hüzün… Daha çok anlaşılmamanın sessiz ağırlığı.
Okuldan Kalan Bir Gölge
Bunu ilk kez düşünmüyordum aslında. Lise yıllarında başlamıştı her şey. Aynı sınıfta, aynı sırada oturup farklı muamele görmenin ne demek olduğunu o zamanlar öğrenmiştim.
Bir gün öğretmen tahtaya bir soru yazmıştı. Parmak kaldırdım. Eminim cevabı biliyordum. Ama gözleri benden önce arkadaki birkaç arkadaşa kaydı. Onlara daha çok zaman verdi, onların yanlışlarına daha çok sabretti. Benim ise cevabım yarıda kesildi.
O an içimde küçük bir hayal kırıklığı doğmuştu. Sessiz, kimseye anlatamadığım bir kırgınlık.
O gün eve gidip defterime şunu yazmıştım: “Neden bazı insanların sesi daha çok duyuluyor?”
Yıllar sonra bugün, aynı sorunun başka bir versiyonuyla karşı karşıyayım: Eşit muamele hakkı ne anlama gelir?
Bir İş Görüşmesinde Başlayan Hikâye
Geçen ay yaşadığım bir şey bu soruyu yeniden aklıma düşürdü. Küçük bir iş görüşmesine gitmiştim. Heyecanlıydım. İçimde “belki bu sefer olur” umudu vardı.
Odaya girdiğimde diğer adaylar da oradaydı. Hepimiz benzer şeyler hissediyorduk muhtemelen: belirsizlik, umut, biraz da korku.
Görüşme başladığında fark etmiştim ki bazı adaylara daha uzun süre konuşma hakkı veriliyor, bazılarına daha dikkatli bakılıyor. Ben konuşurken göz teması kısa sürüyor, cümlelerim bazen yarıda kesiliyordu.
İçimden “belki de abartıyorum” dedim. Ama o his kolay kolay geçmedi. Çıkışta hava daha soğuk gelmişti yüzüme. Sanki dışarıdaki rüzgâr içimdeki düşünceleri dağıtamıyordu.
O gün eve döndüğümde kapıyı kapatır kapatmaz defterimi açtım. Uzun uzun yazdım. En sonunda yine aynı soruya geldim: Eşit muamele hakkı ne anlama gelir?
Bu kez cevap aramıyordum sadece. Aynı zamanda hissettiğim adaletsizliği anlamlandırmaya çalışıyordum.
Kayseri Sokaklarında Düşünmek
Kayseri’nin sokaklarında yürümek bana hep iyi gelir. Özellikle akşam saatlerinde, ışıklar yanarken, şehir biraz daha yumuşar gibi olur.
O gün de yürüyordum. Ellerim cebimde, kulaklarımda sessizlik. İnsanların birbirine davranışlarını izliyordum. Bir kafede garsonun müşterilere yaklaşımı, bir markette kasiyerin sabrı, otobüste yer verme meselesi…
Bunların hepsi küçük anlar gibi görünüyordu ama içimde büyüyordu.
Bir anda şunu düşündüm: Eşit muamele hakkı sadece büyük sistemlerin konusu değil. Bazen bir bakışta, bazen bir cümlede, bazen de bir sessizlikte gizli.
O an içimde garip bir farkındalık oluştu. Sanki uzun zamandır görmediğim bir şeyi görmeye başlamıştım. Ama bu farkındalık mutlu etmiyordu beni. Aksine biraz hüzünlüydüm. Çünkü fark etmek, bazen değiştirememenin ağırlığını da getirir.
Bir Otobüs Yolculuğunda Gelen Soru
Bir gün otobüste eve dönerken yaşlı bir adam bindi. Yer yoktu. Birkaç kişi başını çevirdi, görmezden geldi. Bir genç ayağa kalkıp yer verdi.
O an içimde bir şey kıpırdadı. Küçük bir umut gibi.
Ama hemen ardından başka bir sahne daha oldu. Aynı otobüste, farklı bir durakta, daha genç birine yer verilmeyip azarlanması…
İşte o an kafamda yine aynı soru yankılandı: Eşit muamele hakkı ne anlama gelir?
Bunun sadece herkesin aynı şartlarda olması olmadığını hissettim. Belki de mesele, insanların birbirini gerçekten “eşit bir insan” olarak görmesiyle ilgiliydi.
O yolculuk boyunca pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin gri binaları akıp giderken içimdeki düşünceler daha da ağırlaştı.
Günlük Sayfalarında Birikmiş Sessizlik
Eve döndüğümde defterimi önüme açtım. Sayfalar doluydu. Ama en çok boşluklar dikkatimi çekiyordu.
Yazamadığım şeyler vardı. Söyleyemediğim cümleler, anlatamadığım kırgınlıklar…
Kalemi elime aldım ve uzun süre sadece bekledim. Sonra yazmaya başladım:
“Bazen aynı ortamda olsak da aynı şekilde görülmüyoruz. Bazen sesimiz aynı yükseklikte çıkmıyor ama daha az duyuluyoruz. Ve bu insanın içinde görünmeyen bir yorgunluk bırakıyor.”
Yazarken boğazımda bir düğüm hissettim. Hayal kırıklığı vardı. Ama tamamen umutsuz değildim. Çünkü yazmak, en azından kendime dürüst kalabildiğim tek yerdi.
Bir Arkadaş Sohbeti ve Farkındalık
Bir akşam bir arkadaşım geldi. Çay içtik. Konu döndü dolaştı, hayatın adaletine geldi.
O anlattı, ben dinledim. Sonra ben anlatmaya başladım. İş görüşmesini, otobüsteki anı, okul günlerini…
Beni dikkatle dinledi. Sonra sadece şunu dedi:
“Bazen insanlar eşit muamele hakkı ne anlama gelir bilmiyor bile. Aynı şeyi yapmakla, aynı şekilde davranmak arasındaki farkı kaçırıyorlar.”
O cümle içime oturdu. Çünkü haklıydı. Belki de sorun sadece yaşananlarda değil, insanların bunu nasıl algıladığındaydı.
O gece uzun süre sessiz kaldım. İçimde hem bir rahatlama hem de daha derin bir düşünme hali vardı.
Umudun Sessiz Yüzü
Günler geçti. Ama o soru içimde kaybolmadı. Tam tersine, daha da derinleşti.
Bir sabah tekrar defterimi açtım. Bu kez daha sakin bir haldeydim. Dışarıda güneş vardı. Kayseri’nin soğuğu biraz geri çekilmiş gibiydi.
Şunu yazdım:
“Eşit muamele hakkı ne anlama gelir? Belki de herkesin aynı şekilde görülmeye çalışılması değil, herkesin insan olarak aynı değeri taşıdığını unutmamaktır.”
Bu cümleyi yazarken içimde küçük bir rahatlama hissettim. Hayal kırıklığım tamamen geçmemişti ama yanında bir şey daha vardı artık: umut.
Çünkü bazı şeyler hemen değişmiyor. Ama düşünmek bile insanı değiştiriyor.
Kendime Sakladığım Son Not
Benzer Bir Yazı: Evde nabız nasıl düşürülür ?
Defterin son sayfasına küçük bir not bıraktım. Kimseye göstermek için değil, kendime hatırlatmak için:
“Bazen eşit muamele görmediğini hissettiğinde içindeki ses daha da büyür. Ama o ses sadece acı değil, aynı zamanda farkındalıktır.”
Kalemi kapattım. Camdan dışarı baktım. Şehir aynıydı. İnsanlar aynıydı. Ama ben aynı değildim.
İçimde sessiz ama güçlü bir şey yer değiştirmişti. Belki de ilk kez, bu soruyu sadece anlamaya değil, hissetmeye de başlamıştım.
Laha okurlarıyla “Eşit muamele hakkı ne anlama gelir” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!